İnternet Kullanıcılarını Dinleyerek Fark Yarattık

Emre Kurttepeli “İnternette daima ‘en iyisini’ yapmak zorundasınız. İşte bu nedenle, açık olarak söylüyorum ki; biz internet kullanıcılarını daha iyi dinledik ve rakiplerimizden daha iyi ürünler geliştirdik.”

Aslen, İpragaz’ın kurucusu ve sahibinin oğlu. Bir süre aile şirketinde çalıştıktan sonra, her zaman ilgisini çeken internet sektöründe girişim yapmaya karar vermiş. Ve her şeyi bir kenara bırakıp, Türkiye’de bir ilke imza atarak yepyeni bir alanda, girişimde bulunmuş. Mynet Yönetim Kurulu Başkanı Emre Kurttepeli’nin bu girişimi, 3 satırda özetlenecek türde olanlardan değil. “Türkiye’nin ilk Türkçe içerikli web sitesi” olarak yola çıkan Mynet, arama motoru, ücretsiz e-posta, eğlence, haber, alışveriş, web sitesi kurulumu, eleman bulma, kariyer gibi sayısız alanda ilklere imza attı, Türkiye’nin en büyük portal’ı oldu. Bunun yanında KOBİ’lere yöneldi, web sitesi, eleman bulma vb. konularda düşük maliyetli, pratik ve kolay çözümlerle yeni bir alternatif kanal yarattı.

Ancak Kurttepeli’nin deyimiyle sanayiden teknolojiye geçiş yapmak, sıfırdan başlamak, bilinmeyen bir alanda yeni bir iş sistemi oluşturmak hiç de kolay olmadı. Bunun üzerine bir de köklü, büyük bir aile şirketinin, “garantili” patronluğunu bir kenara bırakıp, risk alarak, hiçbir destek olmaksızın yeniden girişimde bulunmuş olduğunu düşünürsek… Kurttepeli bundan tam 7 yıl önce, 8 kişilik bir ekiple bir KOBİ olarak yeniden adım attığı yeni iş hayatında hızla büyüdü, yeni bir alanda marka yarattı.

Kurttepeli ile Mynet’in başarı öyküsünü, KOBİ’lerin geleceğinde teknolojinin yerini ve teknolojiyi en düşük maliyet ve yalınlıkla kullanmanın yollarını konuştuk.

Neden baba mesleğine devam etmeyip, o dönemlerde girişim için yeni sayılabilecek bir alana, internete yöneldiniz?

Bir girişimci olarak internetle tanışmam 1996 yılına rastlıyor. O dönemde İngilizlerle servis sağlayıcı bir şirket kurmuştuk. Ancak fazla ilgilenemediğim için sattım, aile şirketimizde çalışmaya başladım. Mynet’i ise 1999’un Mart ayında kurduk. İnternet bir yol gibidir, eğer sonunda ulaşacağınız bir yer varsa o yolda ilerlemenin anlamı vardır. O yıllarda Türkiye’de internette bütün içerik İngilizce’ydi, 100.000 kişinin İngilizce bilmesi de yetmiyordu. Ben de bu boşluğu görerek sanayiden ayrılıp tekrar internette girişim yapmaya karar verdim. Ve internette Türkçe içerik ihtiyacını karşılamak için Mynet’i kurduk.

Bu kadar farklı bir sektöre hızlı bir geçiş yapmak zor oldu mu?

Evet, internet hizmet sektöründe yer alıyor, sanayi ile arasında çok belirgin farklar var. Mynet kurulduğu zaman 8 kişilik bir ekibimiz vardı. İşe büyük bir reklam kampanyasıyla başlamıştık. Mynet’in açıldığı gün sistem çöktü ve ekibimiz bunu düzeltmek için 3 gün uyumadan çalıştı. Sistem bu kadar büyük bir yoğunluğu karşılayamıyordu. Hiç unutmuyorum, insanlar uyuyabilsin diye en üst katı yatakhaneye çevirip deniz yatakları koymuştuk… Sanayi ile kıyaslayınca bu durum biraz komik olabiliyor. 24 saat hizmet veriyorsunuz, reklam kampanyalarına durun diyemiyorsunuz. Ve bu noktada anladık ki Türkçe içeriğe çok fazla talep var.

Mynet kurulduktan sonra rakipleriniz de harekete geçti. Bu aşamada stratejiniz ne oldu? Neyi farklı yaptınız ve büyüdünüz?

1999-2001 yılları arasında yalnızca Türkiye’de değil bütün dünyada rekabet başlamıştı. İnternet firmalarının değerleri kuruluşlarından yalnızca birkaç ay sonra milyar dolarlara ifade edilmeye başlayınca binlerce girişim yapıldı. Türkiye de bundan nasibini aldı ve birçok girişimci portal konusuna yöneldi. Bu noktada portal’ın çok geniş bir kavram olduğunu da vurgulamak gerek. Portal anlamı itibariyle “internetteki hizmetlerin birçoğunun sağlandığı yer” olarak konumlanırken, Türkiye’de birçok firma konuya farklı yaklaştı. Bu firmalar 2-3 yıl içinde büyük reklam bütçeleri kullandılar. Bu noktada Mynet olarak bizim gerek Türkiye, gerekse dünyadaki eğilimden farklı bir yapımız oldu. İnternet kullanıcısına ve internet hizmetlerine yöneldik. Bu hizmetler nelerdi? E-posta, arama motoru, web sitesi yapma araçları, panolar, chat alanları gibi, daha çok internetin ruhuna uygun bir ortam yarattık, “internet kullanıcısıyla birlikte olmamızı sağlayan” konulara ağırlık verdik. Rakiplerimizin büyük bir bölümü ise özellikle “ileride halka açılmak” mantığı ile kurulduğu için kısa sürede yok oldu.

Hizmet seçiminde kriterleriniz nelerdi?

İnternetin içerik anlamında çok güçlü, hızlı, dinamik olması gibi özellikleri var. Ama bu internet üzerinden sayfalarca yazı okuyacağımız anlamına gelmiyor. Günümüzün büyük bir bölümü internette geçse de hala gazete, dergi, kitap okuyoruz. Bu nedenle biz öncelikle internete özgü servislerde -ki bunların en başarılı aktivasyonu e-posta oldu- yoğunlaştık. Arkasından arama motoru, chat, eğlence gibi unsurlar ön plana çıktı. Bunun dışında yine rakiplerimizden farklı olarak internet kullanıcısını daha iyi dinleyip ona özgü servisler vermeye yöneldik. Bugün de aynı yaklaşıma sahibiz. Lider olmamızı sağlayan en önemli özelliğimiz bu oldu. Sanayide güçlü bir altyapı oluşturursunuz, fabrikanız olur, en azından 5-10 yıl rakiplerinizden önde olabilirsiniz. Piyasada ürününüzün daha iyisi olsa bile güçlü bir dağıtım ağı ile de önde olabilirsiniz. İnternette ise bunun gibi unsurlar bir avantaj sağlamıyor. Sizden daha iyi yapan bir başkası olursa kaybedersiniz. Örneğin arama motorunuz var, eğer daha iyisi olursa internet kullanıcıları hemen ona yönelir. İşte bu nedenle daima “daha iyisini” yapmak zorundasınız. Sürekli olarak rakiplerinizi izlemek, kontrol etmek ve en önemlisi kullanıcılarınızın isteklerini bulmak zorundasınız. İşte bu nedenle, açık olarak söylüyorum ki; biz internet kullanıcılarını daha iyi dinledik ve rakiplerimizden daha iyi ürünler geliştirdik.

Mynet de kurulduğu yıllarda bir KOBİ’ydi. 7 yılda bu kadar hızlı büyümeyi nasıl başardınız?

KOBİ olmak ve ilerlemek, özellikle Türkiye gibi finansman kaynaklarının limiti olduğu bir ülkede hayli zor. Yurt dışına baktığımızda iyi bir fikri olan girişimci kolaylıkla finansman sağlıyor. Burada kendi yağınızla kavrulmak zorundasınız. KOBİ olarak iyi birşeyler yapmak istiyorsunuz ama geliriniz bunun için uygun değil, insan kaynağınız yetmiyor, istediğiniz elemanla çalışamıyorsunuz vb. Ben herşeyin insanda başladığına inanıyorum. KOBİ’ler bunun için çeşitli formüller geliştirmek zorundalar. Bakın büyük şirketler dikey bir yapıya sahiptir. Bir kişi bir konuya hakimdir ama diğerleri hakkında bilgisi yoktur. Ama bir KOBİ’ye baktığınızda, yaşamını devam ettirmesi için gerek sahibinin, gerekse yöneticilerin çok kapsamlı insanlar olması gerektiğini görürsünüz. Muhasebe müdürü aynı zamanda satın almaya, insan kaynaklarına da bakabilir. Gerektiğinde yeri süpürmek zorunda da kalabilir. İşte bu yüzden KOBİ’lerin doğru insanlarla çalışması gerek.

Bu noktada KOBİ’lerin yaptığı en büyük hata ne olabilir?

Benim Türkiye’deki KOBİ’lerde eksik gördüğüm, başarılıyla başarısızı ayıran en önemli özellik şu: Cesaret var ama bu bazen de körü körüne oluyor. Bu nedenle çok iyi araştırma yapmalarını öneriyorum. Piyasayı doğru bir şekilde dinlemek gerek. İyi bir ürününüz varsa zaten sırtınızın yere gelmesine imkân yok. Ne kadar kötü bir pazarlama yönteminiz olursa olsun, belki 3 kişi 3 kişiye söylüyor ya da 5.000 değil 50 müşteriniz oluyor ama oluyor. İşte bu nedenle piyasanın ihtiyaçlarını çok iyi dinlemelisiniz. Körü körüne bir işe girip, yolun sonunda ’Neden bu alana girdik, neden bu ürünü çıkardık?’ diye soruyorlar… Hayal kurmak güzeldir, ulaşılmaz gibi gelse de gerçekten isterseniz mutlaka olur. Bakın Mynet, finansman olanakları diğerlerinden çok daha küçük olmasına rağmen yurt dışındaki rakipleriyle başa baş hale geldi. Böyle bir rekabet ortamında, bu kadar kısıtlı imkanlara sahipken biz başardıysak diğer KOBİ’lerin başarmamasına imkan yok. Bir işi doğru yaptıktan sonra karşılığını da alıyorsunuz. Rakibiniz isterse sizden 5.000 kat büyük olsun. O nedenle ben bol cesaret, bol çalışma diyorum.

Peki Türkiye’nin geleceğinde KOBİ’leri nasıl bir yerde görüyorsunuz?

Bana göre birçok ülke örneğinde olduğu gibi Türkiye’nin de büyümesi ağırlıklı olarak KOBİ’lerle gerçekleşecek. Türk firmalarının çok hızlı hareket edebilen, uyum sağlayabilen, teşebbüs ruhu taşıyan bir yapıya ihtiyacı var. Bunlar da ağırlıklı olarak KOBİ çatısı altında bulunan özelliklerdir. O nedenle 2-3 yıl içerisinde KOBİ’lerin Türkiye’deki en büyük itici güç haline gelmesi gerekiyor.

Peki size göre Türk KOBİ’leri böyle bir geleceği taşıyabilecek güce sahip mi?

KOBİ’lere baktığımız zaman öncelikle daha büyük ölçekli firmalar karşısında bazı kaynaklara erişim güçleri olmadığını görüyoruz. Ancak bunun karşısında Türk KOBİ’lerinin hız, dinamizm, çabuk hareket etme gibi sayısız önemli avantajı var. Çok ilginçtir ki büyük firmalar da teknolojiyi ağırlıklı olarak KOBİ’lerin hızını yakalamak için kullanıyorlar.

Peki teknolojinin KOBİ’lerin geleceğindeki konumu nedir?

Teknoloji kullanımı KOBİ’lerin hayatında kritik bir önem taşıyor. Ancak bu güne kadar eksik olan neydi? Maliyet yönünü bir kenara koyacak olursak; bu konunun genel olarak doğru anlatılmaması, teknik ve teorik bir yaklaşım sergilenmesi nedeniyle “ulaşılmazlık ve zorluk” algısının oluşması ve bu paralelde uygulamaların da başarısız olması. İşte biz de bu nedenle olayı daha basite indirip, maliyeti hayli düşük ürünler sunmaya başladık. Bence Türkiye’de olması gereken budur.

Bu ürünler neler?

Öncelikle her KOBİ’nin “internetleşmesi” gerekir. Bugün e-posta dediğimiz araç zaten dünyayı birbirine bağlıyor. Bu sayede web sitesinden sipariş alabilirsiniz, adınızı duyurabilirsiniz, çeşitli network’lere katılabilirsiniz… Yurt dışında bir fuara gitmenin, tanıtım yapmanın maliyeti oldukça yüksektir. Baktığınız zaman internette sanal fuarlara bile katılabiliyorsunuz. Broşürünüzü yayınlayabiliyorsunuz. Bunlar internetin nimetlerinden yalnızca birkaçı. KOBİ’lerin bunun gibi örneklerden yüzde 100 faydalanması gerek.

Bunun farkındalar. Ama teknoloji zor iş, düşünün, biz televizyonun kumandasıyla cebelleşirken biri kalkmış web sitelerini vb. anlatıyor… Dolayısıyla biz KOBİ’ler için internetleşme sürecini rahatça, hatta kendi kendilerine birkaç dakikada oluşturabilecekleri kadar basit sistemler oluşturduk.

Tabii iş web sitesi yapmakla bitmiyor. Bunu gerçekleştirecek araçları da vermeniz gerek. KOBİ’lerin bu araçlar için yüz binlerce dolar harcayabilecek güçleri yok. Dolayısıyla “proservis” adı altında ihtiyaç duyulan tüm araçları da sunuyoruz. Alan adını alıyor, sitesini oluşturuyor, e-postasını, tanıtım ve reklam paketlerini hazırlıyor. Baktığınız zaman hepsinin maliyeti yılda 500-1.000 doları geçmiyor. Bu paketleri zenginleştirerek ilerliyoruz. Örneğin yakında değişik reklam ürünlerimiz çıkacak. Bölgesel tanıtımlar, yurt dışıyla çalışmalar vb. Baktığımızda KOBİ’lerin diğer büyük sorunları maliyet, satış, kâr.

Maliyetlerde hassas ve konuya hakimler ancak satış artırıcı faaliyetlerde zayıflıkları var. Bunun için de internet, deyim yerindeyse biçilmiş kaftan. Mynet’teki Proservis hizmetlerini alarak, 300-400 TL’lik yatırımla bu sorunu çok rahat bir şekilde çözüyorlar. Bizim sistemimiz firmaların internetleşebilecekleri, ürünlerini daha rahat satıp, daha rahat komünikasyon kurmalarını sağlayan pratik ve ulaşılır bir çözüm. Bunun yanında kariyer, eleman bulma, reklâm verme gibi hizmetlerimiz de mevcut.

Bir KOBİ Olsaydım İnterneti Her Gün Kullanırdım

KOBİ’ler teknoloji yatırımlarında nasıl bir yol izlemeli?

KOBİ’lerin teknolojiyi dikkatli bir şekilde kullanması gerek. Bugün baktığınızda teknoloji pahalı, bu konuda limitsiz bir yatırım alanınız var. Doğru olan ise akıllıca yatırım yapmak, alternatifleri doğru değerlendirmek. Örneğin bir KOBİ’nin e-posta’yı işinin bir parçası haline getirmesi gerekir. Elbette yalnızca dışarıyla ilişkiden söz etmiyorum, firma içinde bile kullanılmalı. İnternet iletişimle ilgili maliyetleri ciddi bir oranda düşürüyor. Bunun yanında internet sitesiyle mutlaka ve mutlaka iç ve dış pazara açılmaları gerek. Bire bir alım satım konusuna girmeseler bile interneti araştırma için kullanan potansiyel müşterileri düşünmeliler. Çünkü bu araştırmalar potansiyel müşterinin karar mekanizması içinde de önemli bir rol oynuyor. Alıcılar alternatifleri bulup karar veriyorlar. İşte bu nedenle web sitesini ciddi ve etkin bir pazarlama araçı olarak görmek gerekiyor. Bakın KOBİ’lerin internetle tanışması ağırlıklı olarak muhasebe paketleri ile başladı. Bu da daha çok finans bölümüne özgü olarak kalıp, içerde fazla kullanılmayan bir sistem haline geldi. Öncelikle bu sistemler firma içine yayılmalı. Öte yandan çok dikkatli davranmak kritik bir önem taşıyor. İyi niyetle başlanmasına rağmen hiç kullanılmayan teknolojiler de var.

O halde süreçler nasıl gelişecek?

Önerim internetleşme süreci, yani web sitesi ve e-posta. Bir KOBİ temsilcisinin kartvizitinde her şeyden önce e-posta adresinin bulunması gerek. Bundan sonrası ise satış arttırıcı yapılar üzerine kurulmalı. Örneğin bizim çalıştığımız projelerden biri, makul maliyetlerle satışın nasıl arttırılabileceği üzerine kurulu. Tanıtım paketleri ya da internet üzerindeki ticaret merkezleri olabilir… Oradaki alıcı ve satıcılarla bir araya gelinebilir. Mynet Ticaret Merkezi’ni alıcı ile satıcıyı buluşturmayı hedefleyen internetteki KOBİ’lerin pazar yeri olma amacı ile kurduk. 3.’sü ise, daha önce söylediğim gibi, internette araştırma yapan alıcılara ulaşmak… KOBİ’lerin bu fırsattan mutlaka yararlanması gerek. Çünkü internette herkes eşit şartlarda alıcıyla buluşuyor. Geçmişte büyük ölçekli firmaların alıcılara erişim gücü çok daha büyüktü. İnternet bu engeli kaldırdı. Geçmişte piyasa araştırması yapmak da çok maliyetliydi, 5 yıl önce böyle bir çalışma için minimum 50.000 dolar ödüyordunuz. Bugün ise böyle bir çalışmayı internette kendiniz kolaylıkla yapıyorsunuz. Ben bir KOBİ olsam bu imkanı her gün kullanırdım. Buradan elde edeceğiniz bilgiyle çok daha hızlı hareket edebilirsiniz.

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.